Mehdi'nin Kelime Anlamı Nedir
Neden mehdi var;,,,,,,,,,,,,,,
Bir insan yada hayvan doğarken korunmaya muhtaçtır, bu muhtaçlık , çocuğun doğmasıyla başlar. Çocuk anne ve baba tarafında büyütülür, çocuk büyütülürken insandan doğan temel sebeplerin bazıları şunlardır. Çocuğun muhtaç olduğu bir nefes var, bunu sağlayan ne''! hadi biz onu bilmemezlikten gelelim, peki; bir ana çocuğunu sütüyle emzirirken ona muhtaç olan bir gelişkenlik (büyüme) veriyor, bu bir eylem oluyor mu, yoksa olmuyor mu (yani bir öğreti), diğer bir öğreti, ana ve baba onu bağrına basarken türlü hareketler yapıyorlar, bunlar çocuğun belli bir olgunluktan sonra yürümeyi ve ayakta durmasını öğretme, başka bir eylem hareketi oldu, çocukla iletişimde diliyle (konuşmayla) bir öğreti daha sağlıyorlar , bu da başka bir eylem oldu; biraz olgunlaştıktan sonra çalışmayı, yani hayata atılarak beslenmesi için gereken gıdai maddeler, sıcak ve soğuğa karşı giyinmesi için ihtiyacını gidermesi, barınması ev ihtiyacı, neslin (üreme ile çoğalmak) devamı için evlenme, hakeza buna benzer diğer ihtiyaçlar; ve hayata atılmayı, anaerkil (taşıyıcı kalıtsal davranışları bir ilham ile aktarma) olan anne ve babadan bu öğretileri alıyor.
İşte bu noktada insanoğlu bir eğitimde; yani öğretmen ya da doktor, ya da mühendis, ya da inşaat ustası, ya da aşçı, ya da fırıncı ve benzeri, gibi durumları bir öğreti sonucunda, birinin öğretmesiyle öğreniyor. İnsan bazı noktalarda yetersiz kalıyor, bunlardan birisi insanın niçin ölümlü bir varlık olduğu sorusudur ya da çevresinde ki her şeyin bu kanunla benzeşmesi''
Peki böyle bir kanun varken şöyle bir soru sorabilir miyiz? yahu biz doğuyoruz, büyüyoruz ve tekrar ölüyoruz, halbuki bu atalarımızdan beri böyle devam ede gelen bir süreçtir. Peki atalarımızdan beri bu dünya, bu evren, bu yıldızlar, bu güneş, bu ay, bu gök var, neden bunlar hep (çok zamandan beri) varda, biz neden gelip geçiciyiz. İşte evren ve kendimizle bir kıyaslama (benzeşme) yaptığımızda, şu sonuca varıyoruz. Ölümsüz bir şeyin olması gerek ki, hayatları tekrar tekrar diriltmeye gücü yetsin, yoksa bir ilişki sonucu (üreme) hem insanda ve hem de hayvanda, sürekli olarak devamlılık sağlıyor. Bitip tükenmeyen bir devamlılık, bizim gözümüzle; halbuki demiştik ki bir öğreti ilişkisi var, bu noktada bir öğreten ile bir şeyler öğrenip hayata atılıyoruz. Ondan bize aktarılıyor, yaşamayı, büyümeyi, çalışmayı, gibi. Durumları öğretici bir davranışla öğrenmiş bulunuyoruz.
İşte Mehdi, kelime manası olarak yol gösteren anlamıyla bağdaşır. Yani bu zamanda insanlar arasında adaleti sağlamak ve insanın niçin var olduğu sorusuna yanıt olabilmek için vardır. Bak der bu saraya (KAİNAT)bunun da bir sahibi var. Bu evrenin hem ölçülü bir sanat ile işlenmiş olduğunu, hem de mükemmel bir kanun ile adalet ile yöneltildiği, adeta içinde çıkılmaz karma karışık sorulara yanıt verebilmek için bir yaratıcının delilleri olduğunu , insanın bu evrenin kendi başına işlemediğini onlara anlatmak için, cevapsız zannedilen sorulara yanıt vermek için, ilahi adalet ile işleyen bir yol göstericidir. Aynı zamanda zamanın sahibi ismi vermekle bu günün yanıtlanacak olması gereken zor sorularına bir anahtardır.
Allah'tan bir Rahmet olarak; Allah'ın kullarını bağışlamak için, vesile kıldığı 12'ci İmam Mehdi as, doğruya yöneltilmiş bir insan (önder) olarak gelecek. Onun gelişi ile yeryüzü yemişini insandan eksik bırakmayacak. Hayatı yaşanılmaz hale getirenleri, arındırıp (manevi kirlerden) temizleyecek olan 12'ci İmam MEHDİ'dir.
Allah'tan bir Rahmet olarak; Allah'ın kullarını bağışlamak için, vesile kıldığı 12'ci İmam Mehdi as, doğruya yöneltilmiş bir insan (önder) olarak gelecek. Onun gelişi ile yeryüzü yemişini insandan eksik bırakmayacak. Hayatı yaşanılmaz hale getirenleri, arındırıp (manevi kirlerden) temizleyecek olan 12'ci İmam MEHDİ'dir.
HADİS
‘...Dünyanın ömründen sadece bir gün kalsa bile, Allah benim Ehl-i Beytim’den bir şahıs gönderecektir. O dünyayı (daha önce) zulümle olduğu gibi adaletle dolduracaktır.’ (Sünen Ebu Davud, Cilt 14, s. 402Açıklama:... Hadiste anlaşılıyor ki, Cenab-ı Allah kıyamet'in habercisi olarak Hz Mehdi (a.s) mutlaka gönderecektir. Şüphesiz hiçbir peygamber kendi nefsiyle hareket etmez. Peygamberler şahit olup, gördükleri olayların neticesi doğrultusunda hareketle, ve de büyük bir inayetle kalbe gelen ilhamı, sonra gelecek olan nesillere hem uyarıcı, hem nasıl hareket edecekleri doğrultusunda uyarmakla yükümlü olup, sonra onların başına gelecek olan olaylara karşı uyarırlar. Toplulukların ve dolayısıyla insanlığın düştüğü durumu anlatırlar. Onları bu dünyanın geçici arzu ve heveslerine karşı, tedbirli davranmaları, ve de kıyamet koptuktan sonra biz bundan habersizdik dememeleri için uyarıcı bir hüküm üzerine uyarırlar. Her peygamber mutlaka ümmetini uyarır, çünkü; onları ebedi saadet yurduna davet ederler, sonsuzluk yurdu ateş dostlarının yeri olan cehheneme değil;
Hz Mehdi bir peygamber olarak değil, bir velayet (Ehl-i Beyt) temsilcisi olarak gelecek; ve bütün sorumlulukları üstlenip, tıpkı 1430 yıl evvel peygamber efendimizin yaptığı gibi insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkaracak. Bu durumda onların; o acı ve sancı içinde kıvranan hallerini düzltecek olan, Allah'ın izniyle Hz Mehdi'dir. Mehhi as, Allah'ı bilme tanıma konusunda en yüksek mertebe olan, Allah'ın sıfatlarının aynası bu durumu; ve dolaysıyla kainatın inceden inceye hiçbir eksiklik ve noksanlık bulunmadan yaratan Allah; SANİ (her şeyi sanatla yaratan Allah) isminin harika perdesi ve yüce makamı olan sonsuzluk yurduna olan bu davet Hz Mehdi tarafında yapılacak. Hz Mehdi insanlığı ahirete sevki için çaba ve gayretle mücadele edecek, mürşikler (Allah'a inanmayan) istemesede:...!
Şüphesiz Allah vaad etmiştir, vaadi mutlaktır; Peygamaber'ini bu duruma şahit kılmıştır, dünyanın ömrü bitmeden Hz Mehdi'yi gönderip, dünyayı nefsin arzu ve hevesleriyle zulümle dolduran insanlığın, o zalimkarane olan şeytani nefsini kırıp, adaleti diriltip, ayağa kaldıracak olan Hz Mehdi, insanlığa yeni bir çığır açacak. Bu yaratıcının vaat ettiği zaman olup, onu mutlak anlamda yapacaktır. Ve biz de bu duruma şahitlerden olacağız inşallah.
HADİS
Resulullah (sav) Ammar bin Yasir’e şöyle buyurmuştur:
“Onun uzun bir gaybeti olacaktır ki, bir takım insanlar bu dönemde imanlarını kaybedecek, diğer bir grubu ise imanlarını koruyacaklardır. O (Hz. Mehdi (as)), ahir zamanda çıkıp yeryüzünü adaletle dolduracaktır. O (Hz. Mehdi (as)), Allah'ın kelamının tevili (yorumu, açıklaması) için savaşacak, nitekim ben Allah’ın kelamının tenzili (nazil oluşu) için savaştım. Ey Ammar... (O) halkın bana en çok benzeyeni olacaktır.” (Kifayet’ül Eser, İlzam-ün Nasib, c.1, s. 98)
Açıklama:...Onun uzun bir gaybeti olacaktır ki;..O (Hz Mehdi) insanların gözünde kaybolacak, yani tanıdık, yaşadığı toplum içinde uzaklaşıp bir süre onlara görünmeyecek. Bu durum hayatın temel ihtiyaci sebeplerinde dolayı olacak. Tıpkı Hz Yusuf gibi kardeşleriyle arsında geçen (bir konu, yada durum üzerinde uzlaşmama, kıskançlık) bir sebep karşısında zorunlu olarak ayrılacak. Bu dönemi Allah Hz Yusuf için; Yusuf 12/15 Onu götürüp kuyunun dibine koymaya karar verdiklerinde biz de ona şöyle vahyettik: Yemin olsun ki sen onlara, şu yaptıklarını hiç farkında olmayacakları bir sırada haber vereceksin." Nitekim peygamber efendimiz ve bu işin sahibi Ehl-i Beyt imamları Hz Mehdi ile Hz Yusuf arasında ki benzerliği hadiste şu şekilde ifade etmiş.
Abdullah bin Zamre, İbn-i Mâti-i Himyeri (Kâ'b-ul Ahbar)'den nakleder ki şöyle dedi: "... Kıyam Kıyam edecek (Kâim) olan Hz. Mehdi (a.s.), Ali'nın soyundandır (seyyittir). O bu yeryüzünü, yeryüzünden başka bir hale getirecektir. Rum ve Çin'in Hrıstiyanların'ın aleyhinde İsa bin Meryem ile delil getirecektir. Kâim (Hz. Mehdi (a.s.)), Ali'nin neslindendir.Hayırda, görünüşteve ahlaktae n çok Hz İsa'ya benzeyen odur. Allah Peygamberlere verdiği (azameti) ona da verecektir. Ona faziletler ve ziynet verecektir. Şüphesiz Mehdi, Ali'nin evladıdır. Onun gaybeti, tıpkı Yusuf'un gaybeti (zindana atılması) gibidir ve onun dönüşü tıpkı İsa Bin Meryem'in dönüşü gibidir.(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 169)
Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam'dan duydum ki: Şöyle buyurdu: Bu işin sahibinde (Hz Mehdi (a.s)'de) Yusuf'a bir benzerlik vardır.'' Şöyle arzettim: sen bize bir gaybeti veya hayreti bildiriyor gibisin:" (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 189)
... Şöyle arzettim: Sen bize bir gaybeti veya hayreti bildiriyor gibisin. Buyurdu ki: ... YUSUF'UN kardeşleri akıllı ve zeki idiler. Onlar peygamberin evlatları idiler. Yusuf'un huzuruna çıkıp onunla konuştular ve ona hitap ederek onunla alışveriş yaptılar. Onunla kardeş oldukları halde onu tanımadılar, ta ki sonunda kendisini onlara tanıtıp dedi ki: "Ben Yusuf'um" İşte o zaman Yusuf'u tanıdılar. Peki bu şaşkın ve başıboş ümmet, Allah'ın hüccetini (Hz. Mehdi (a.s.)'yi) kendilerinden gizleyebileceğini niçin inkâr ederler? Yusuf, Mısır'ın mâliki idi ve onunla babası arasında onsekiz günlük yol vardı. Yusuf'un yerini ona bildirmek isteseydi, buna kudreti yeterdi. Allah'a andolsun ki Yakup'a müjdeyi verdiklerinde dokuz günde Mısır'a gitti Allah azze ve celle tıpkı Yusuf'a yaptığını kendi hüccetine de (Hz. Mehdi (a.s.)'ye de) aynısını yapıyorsa bu ümmet niçin bunu inkar eder?
Hakkı gaspolunan ve inkar olunan mazlum imamımız ve bu (gaybetin) sahibi (Hz Mehdi a.s) onların arasında dolaşır, pazarlarında gezer, onların bastığı yerlerden geçer. Ama onlar onu (Hz Mehdi (a.s)'yi) tanımazlar ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Yusuf'a izin verdiği gibi ona izin verir. O zaman ona kardeşleri demişti ki:'' Doğrusu sen Yusuf musun.?'' dede ki: '' Ben Yusuf'um.''
İşte bu dönemin sonunda Cenab-ı Allah'ın fazlına kavuşacak Hz Mehdi Allah'tan ilham alacak; bu ilhamlar ona yol gösterip onu doğruya eriştirerek hakikatlerin iç yüzünden haberdar olmasına vesile olacak.
bir takım insanlar bu dönemde imanlarını kaybedecek'den maksat onu tanıyan ve ona yakın olan toplumda yaşadığı insanların, ona pek bir değer ve kıymet vermeyeceklerini PEYGAMBERİMİZ HABER VERİYOR. bu işin sahibi Hz Mehdi; bu insanlar için ha varmış, ha yokmuş, onlar için birşey ifade etmeyeceği, bu gibi insanların gözünde Hz Mehdi'nin değerini böyle dile getiren peygamber efendimiz diğer bir grubu ise imanlarını koruyacaklardır. dan maksat ona (Hz Mehdi'ye) yakın dostları arasında kıymetli bir yere sahip olduğundan dolayı, onun ayrılması onları üzecek, varlığının olmamasını daha iyi anlamış olmalılar ki, onun dönüşünün özlemiyle ona karşı ilgisiz kalmamış olmamışlarki Peygamber efendimiz, onları böyle bir güzellikle dile getirmiş. Hz Mehdinin dostlarının ona ne kadar değer verdiklerini ve sevilip sayıldığını gerçek iman sahiplerinin, onu bağrına basanların olduğunu arz etmiş.
Bu işin sahibi HZ MEHDİ Ahir zamanda çıkacak. Bütün yeryüzünü adalet ile yönetip ve her topluluk üzerinde hükmü olacaktır. Kuran'ın içyüzünde saklı ilahi sırları anlatacak ve açıklayacak olan o'dur. Ümmeti Muhammed'in yeniden uyanıp hakikati ilahiyenin yaratma sebebi nüzuluna eriştirecek olan HZ MEHDİ'dir:... Hadislerde onun bu amaç için mücadele edeceği ve hiçbir zaman bundan vazgeçmeyeceğini, bundan dolayı en çok Allah yolunda mücadeleyi onun yapacağı peygamberimiz tarafından dile getirilmiş.
HADİS
Hz. Ebu Hureyre (Radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." [Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, (157); Ebu Davud, Melahim 12, (4312).] [Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/324.]
Açıklama:... Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz:...Allah kullarına aklı kullanma yetkisi olarak vermiş,Azhab 33/72...,Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi. Yani birşey (iş,davranış) yaparken onun ne mana ve ne maksat ile yapılacağı işten dolayı, onun sonucunda doğacak durumun bir nabze bilinmesi. örnek, masa yapmak istiyorum, masa için gereken malzemeyi karşıladıktan sonra, iş onu ustasıyla yapmakla bitiriliyor, sonuç masanın şekli ortaya çıktı ve bir bilinçli bir şuur ile yaptık; yani bize verilmiş bir irade ve sonuçta ne çıkacağı sonucu bize sunulmuş olur ve bilmediğimiz bir şeyi asla yapamayacağımızdır, ancak biz bildiğimiz bir şeyi yaparız.
Burda ne anlatmak istiyoruz; insana cüzzi (kısmi) bir irade verilmiş. İnsan bu iradeyi kullanmda aklın mücize (yani olağan bir şeyi görüp, onu doğrulacak mantık ister) yönünü görüp buna inanmak ister; Halbuki Allah buyuruyor ki eğer her şeyi mucize olarak size göstersem, (nasıl ki kıyametin kopacağı anı size göstermiyorsam,) o zaman akli düşünceyi ortadan kaldırırım. Yani o kısmi iradeyi kaldırınca bir hayvan derecesine düşersiniz, o zaman onu size vermekle irade kaldırılır, irade olmayınca emaneti size yüklememiş olurum ki, ancak siz bir emanet yüklendiğinizden dolayı Allah sösüzde asla dönmez.
Enam 6/8....Şunu da söylediler: "Bu peygambere bir melek indirilseydi ya!" Eğer böyle bir melek indirmiş olsaydık iş mutlaka bitirilmiş olurdu da kendilerine göz bile açtırılmazdı..
Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz."Yani artık mucize istiyorsunuz, o zaman istediğiniz verilecek (yani akıl ve irade onlardan alınacak). O halde iradesi ve aklı elinde alınan insan bir hayvan derecesine iner ki, bilinçli bir davranış ile hareket etmez. Bundan dolayı aşağılık durumuna düşen insanın inanması artık onlara ne bir fayda ne de bir kurtuluş verir.
HADİs
Hz. Enes (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki:
"Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (o vakit) Kişi mümin olarak sabaha erer de kafir olarak akşama kavuşur. Mümin olarak akşama erer, kafir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizi, Fiten 30, (2196).)
Açıklama:... "Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. Ahir zamanda birbiri ardı gelecek olan felaketler, savaşlar, kargaşalar, ABD'nin ırak işgali ile ortadoğuda meydana gelen belirsizlik, güya demokrasi namına ABD'nin ırak işgali görünen hırsızın, malı çalarken kendini haklı göstermesidir. Hırsızlar bazen mal, yada başka bir şey çalarken bunu gizli yaparlar, ama açıkta çalan hırsızlarda var. Düzenlerin içinde, bunlar yüklendikleri makam, mevki nedeniyle halka ait olan candan, maldan haksız yere sahiplenmeleri kendi çıkarlarının bir parçasıdır; Peygamberimiz ne diyor, kısacası haksız yere mal edinme hırsızlığın görünmeyen FİTNECİ yüzüdür.
Bu zamanda çıkar çatışmaları insanları o kadar zor durumda bırakacak olması karşısında , çaresiz kalan insan evine azık götürmek için evinde inanmış, masum, olarak çıkar, bu günün zor ihtilalcı koşulları karşısında ezilmiş halk, çaresizlik içinde ne bir iş bulup çalışma, ne bir güven (ölüm korkusu), bunun gibi, nedenlerle koşulların ağırlığı altında ezilerek,
Kişi masum olarak sabahlar, ancak evinde çıktıktan sonra, zor durumlar karşısında helal olmayan işler yapacağı için akşama eve geldiğinde, her türlü çirkinliği (kötü) işlemiş olarak gelir. Şimdiki düzenlerde insanlar bir iş yapmak için çıkar olmadan o işe yanaşmıyorlar, illahi bir menfaat karşılığında bir iş yaparlar; Bunu bu zamanda filmlerde olduğu gibi, gerçeği yansıtan memurların işi gereğini yerine getirmekten çok, o mal hırsı, aza yetinmeme karşılığında laik olduğu makamı az bir ücret karşılığı satmasıdır. Yani dünyayı, ahirete tercih etmeleridir.
HADİS
İnsanlar öyle bir devir yaşayacaklar ki, o devirde dini üzerine sabretmek, elinde ateş tutmak gibi zordur. Çünkü o devirde mümin, (öyle hakaretlere maruz kalır ki) davarından daha zelil, (daha haysiyetsiz bir) duruma düşer. Bu hakaret ve baskıya birçok insan dayanamaz. Zayıf olanlar, fire vererek, beş paralık menfaat için din ve mukaddesatından rüşvet verme durumuna düşer. Gündüz ve gecelerin akması öyle devir getirecektir ki, o zaman biri kalkıp alenen: "Bir avuç menfaati için bize din (ve mukaddesatını) kim satacak?" diye sorar. Bu soruş boşa değildir de: "Birçokları dinlerini çok az bir dünya malı karşılığında satar.
Açıklama:... İnsanların başına bela üzerine bela geldiği vakit, insan hak olan yoldan çıkıp menfaat ve rüşvet karşılığında , daha önce edindikleri ahiret tarlasının mahsuluni, bu sefer ellerinin tersiyle iterek, az bir dünya malı için geri iadesinde bulunur. O kadar ki hayat şartları insan için dayanılmaz bir hal ve durum alır, bu çıkmaz olan yol daha önceki amellerini, az bir para karşı satmalarına sebep olur. Ahir zamanın şahşahalı ve gösterişli hayatı, insanı o nefsin zayıf olan iradesine karşı zayıf bırakması ve dolayısıyla, acizlik durumu karşısında , karşı hallerdeki şahşahalı hayati içtimayedeki durumunu gıptalı bir hal vaziyetiyle, ve içindeki o şevki, gurur iradesi onu menfeat karşısında edindiği yol hakikatinde geri çevirerek, ahireti mahsulu olan iyi davranış ve hareketlerdeki eylemsel nimetini, bu dünyanın ticari işleri karsısında satar. Ve Ahiret için edinmiş olduğu hasılatı, bu dünya tarlası için, hem zahmetli, hem zorlu, hemde kahredici bir yaşam ile bırakır.
Ali imran 3/77 :... Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini basit bir bedel karşılığı satanlar var ya, işte onlar için âhirette hiçbir nasip yoktur. Allah onlarla konuşmayacaktır, kıyamet günü onlara bakmayacaktır, onları temizleyip arıtmayacaktır. Onlar için korkunç bir azap vardır.
HADİS
“Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca îmân edecek, ancak daha önce iman etmemiş olanların imanları kendilerine bir yarar.” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118)
Açıklama:... Bu Hadiste insanların inanmak için mucize (olağan bir durum,inandırı delil) istemeleri karşısında Cenab-ı Allah'tan o istedikleri mucize kendilerine verilmiş oluyor. Ancak şu bir gerçek ki, o mucize onlara verilmekle, aklın düşünme güçü (kendi isteğiyle) ellerinde alınıyor. Ha keza mücizevi bir durum görmek ne kadar insana inandırıcı bir delil olarak verilirse iman'ın zayıflık derecesi o kadar yükselir. Mucize imanı güçlendirmez, tam tersine zayıflatır. Hasta yatağında kanser olunan bir hasataya doktoru tarafında, hastalığı konu bahisinde yakınlarına bildirdiği, hastanın kurtulma olanağı düşük, ancak bunu hastanın kendi yüzüne karşı söylenmemesi gerekiyor. Söylendiği vakit iman etmemiş bir hasta ise, ölümü görme karsısında yapacağı ve düşüneceği tek şey, ölümünde başka bir kurtuluş olmayacağı, dolaysıyla, eğer öleceksem nitekim inanmış olarak ölmek ister. Belki der ha öldüm, bu dünyada inanmamış olarak gittiğimde, eğer gerçekten bir yaratıcı varsa o zaman benim durumum ne olur. Ve ona karşı tedbir alır ki, Allah'a iman etmiş olarak taki gitsin, halbuki; Hastaya o hastalığı vermekle ecza olan dermanın aradığı yer olan Allah'ın isimlerinin tecellisi ve imanın kübrasına vesile kıldığı rasıtane olan Hekim isminin tecellisinin bir fiili olarak onu ebedi yurta sığınma yurdu olarak rasıtaneyi, hekimi eczayı vermek duayı kübraya vesile ediyor. Taki onun iradesini elinde almasın, onu hastaneye sevk etmekle ''Gerçek nimet verici olarak Allah size yeter;'' dedirtiyor. Furkan 25/21 :... Bize kavuşmayı ummayanlar dediler ki: "Üstümüze melekler inse, yahut Rabbimizi görsek olmaz mı?" Yemin olsun ki, kendi benliklerinde büyüklük kuruntusuna düştüler ve korkunç bir biçimde azdılar.
"Güneş batıdan doğduğu vakit, kalpler içinde önceden taşıdıkları üzere mühürlenir, hafaza melekleri artık çekilir. Meleklere hiçbir amel yazmamaları emredilir ." BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ, GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASIYLA BİRLİKTE TEVBE KAPISININ KAPANDIĞINI ANLATIYORÎman ve teklif (sorumluluk), ihtiyar dâiresinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka (yarışma) olduğundan, perdeli ve derin ve tedkik (inceleme) ve tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri elbette bedihî (açık) olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz. Tâ ki Ebu Bekirler âlâ-yı illiyyine (yücelerin en yücesine) çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i safîline (aşağıların en aşağısına) düşsünler. İhtiyar kalmazsa teklif (sorumluluk) olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir. Hem dâr-ı teklifte (dünyada) gözle görünecek olan alâmet-i kıyâmet (kıyamet alametleri) ve eşrat-ı saat (kıyametin şartları), bir kısım müteşâbihat-ı Kur'aniye gibi kapalı ve te'villi oluyor. YALNIZ, GÜNEŞİN MAĞRİPTEN (BATIDAN) ÇIKMASI BEDÂHET DERECESİNDE (İSPATA İHTİYAÇ DUYULMAYACAK ŞEKİLDE AÇIK) HERKESİ TASDİKA (İNANMAYA) MECBUR ETTİĞİNDEN, TEVBE KAPISI KAPANIR, DAHA TEVBE VE ÎMAN MAKBUL OLMAZ. (Beşinci Şua)
[Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/324-327 imanlı kişilerdir, ona itaatte gayretlidirler. Nereye ve hangi işe yönelseler mutlaka zafere ulaşırlar... (Bihar’ul- Envar, c.52, s.279 ve c.53, s.12. İkmal’ud- Din, c.2, s. 367)
Ebu Ümeyye eş-Şa'bânî anlatıyor:
"Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zîra (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir." (Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizî, Tefsir, Mâide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (401)
2008 şubat ayında bir gece rüyamda hz.fatımanın düğünü var diyorlardı.
YanıtlaSilBirde baktım kerpiçten tek katlı bir evin avlusundayım.
O evin içnde karşımda Hz.Muhammed sav yanında hz.Fatıma ve ikisi çok mutluydular gülüyorlardı.
Tam o esnada Hz.Muhammed sav hz Fatımaya hitaben mübarek sağ ellerini kaldırıp şehadet parmağı ile bana doğru işaret ederek bu hz.Mehdi d
buyurması ile sağıma dönüp bakmam ile hemen yanımda 14-15 belki 16 yaşlarında birgenç.vardı.üzerinde krem rengi bir pantolon ile bir gömlek vardı.açık tenliydi ve Hz.Mehdi de Hz.Muhammed s.a.v e ve hz.Fatımaya bakıyordu.
2008 şubat ayında bir gece rüyamda hz.fatımanın düğünü var diyorlardı.
YanıtlaSilBirde baktım kerpiçten tek katlı bir evin avlusundayım.
O evin bir odasındaydım karşımda Hz.Muhammed sav yanında hz.Fatıma vardı. ve ikisi çok mutluydular gülüyorlardı.
Tam o esnada Hz.Muhammed sav hz Fatımaya hitaben mübarek sağ ellerini kaldırıp şehadet parmağı ile bana doğru işaret ederek bu hz.Mehdi diye
buyurması ile sağıma dönüp bakmam ile hemen yanımda 14-15 belki 16 yaşlarında birgenç.vardı.üzerinde krem rengi bir pantolon ile krem rengi bir gömlek vardı.açık tenliydi Hz.Mehdi hiç konuşmadan de Hz.Muhammed s.a.v ve hz.Fatımaya bakıyordu.
Bu esnada hamileydim ama daha hamile olduğumu bilmiyordum ve bu rüyayı istanbulda iken gördüm.
Sonra bir oğlum oldu Efendimiz s.a.v'in ismilerinden bir isim koydum oğluma.
Bu rüyadan sonra yıllar süren çok ama çok büyük maddi manevi sıkıntılar çektim.
Sene 1995 Rüyamda çok büyük yemyeşil bir ağacın üzerindeydim sonra indim.
YanıtlaSilİner inmez baktım hemen solyanımda Hz.
Muhammed sav bana kendi sağ yanını gösterek buyurdu ki :Bunu tanıdın mı?
Ben de eğildim Efendimizin sağına baktım .çünkü ortamızda Hz.Muhammed sav efendimiz vardı.Baktım bakmasına ama Efenimiz sav'in boylarında Bir kişinin tam belirgin silüeti vardı.Tam belirgin gölge vardı.
Bir şey anlamadım .Sesimi çıkarmadan doğurlmam ile yine Efendimiz sav bana sorduğu soruyu bu: Hz.İsa ve gökyüzünden indi 'diye cevapladılar.
Karşımda bir Evliya törbesi vardı Efendimiz sav bana buyurdu ki şu törbeyi görüyor musun ?bu törbede yatan evliyanın bir işareti karnındaki çocuğun üzerinde olacak".
Ben de dedim ki ama ben bu törbeye daha önce hiç gelmedim.
Efendimiz sav Olsun yine de bu evliyanın bir işareti senin bwbeğinin üzerinde olacak.
O esnada 8-9 aylık hamileydim bir kızım oldu.